Güncel ve Sosyal Bilim Makaleleri - Gündem

İleri Demokrasi mi, Teokrasi mi? (1)

Kişisel web sayfası

22.02.2012

 

İleri Demokrasi mi, Teokrasi mi? (1)

 

Prof. Dr. Ramazan Demir

 

Türkiye’de demokrasinin tarihi çok eski değildir. Emperyalistlerin işgal edip paylaştığı Osmanlıdan geriye kalan Anadolu’nun işgali ve İstiklal Savaşı sonunda kurulan yeni devlet Türkiye Cumhuriyeti çok zorlu aşamaları geride bıraktı... Havaya savrulmuş yanık küllerin parçalarından oluşturulmuş bir ulus devlet, Milli Devlet, sayesinde bugünlere ulaştık...

Cumhuriyetin ilk yılları, 1923-1940, kuruluş ve oluşum yıllarıydı. 

Kısa dönemlerle çok partili denemeleri deneyen Mustafa Kemal, gelişen sonuçlara bakarak Milli Devlet fikrinin yontulduğu görünce, tek partili idari sistemde devamda yarar görmüştür.

 

Atatürk Hakkın rahmetine kavuştuktan sonra tarihimizde “Milli Şef” dönemi olarak bilinen 1938–1946 dönemi yaşanmıştır. Devletin başında yine kurucu kadroların egemen olduğu bir dönemdir.  1946 seçimleri her ne kadar tam anlamıyla demokrasi kurallarını yansıtmasa da, çok partili seçimin yapıldığı ilk demokrasi denemesidir. O günün şartlarında demokrasiye geçiş aşamasında iyi bir başlangıçtır...

Nihayet 1950 seçimlerine gelindi...

 

**

İlk demokrasi deneyimi...

 

1950 seçimleri siyasi iktidarın halkoyuyla değiştiği bir seçimdir.

Demokrasiye geçiş seçimidir; Türk Demokrasinin “miladı” sayılır bu tarih...

Gerçi her yerde seçim olabilir; fakat her seçim demokrasiyi getirmez...

2011 Haziranında yaptığımız seçim Türk demokrasinin bu yoldaki en önemli sınavı olmuştur. Bu seçim, Türkiye Cumhuriyetinde gerçekleşen 16. Demokratik seçimidir. Her ne kadar aralıklı olarak demokrasimiz kısa sürelerle askıya alınmış olsa da “semi-demokrat” yoluna devam etmiştir...

Demokrasi tarihimizde askeri müdahaleler yapılmıştır, doğrudur...

İşin garip tarafı ise, bu askeri müdahalelerin “teokrasi” getirmek için değil de, gerçek demokrasiye geçilmesi için sivil siyasete yapılan ihtarlar olmasıdır. Bu bağlamda Türk demokrasisinde zaman-zaman yapılmış askeri müdahaleler “semi-demokrasiyi” geri getirmek ve yaşatmak gerekçesiyle yapıldığı biliniyor.

Bu durum son derece ilginçtir...

Dünyada hiçbir ordu yoktur ki darbeleri “teokrasi” için değil de “demokrasi” için yapmış olsun... Bu örnek sadece Türk ordusuna hastır...

Nitekim yapılmış bu müdahalelerin sonunda demokrasinin geri geleceğinden hiç şüphe edilmemiştir. Buna güvence vardı, askere güven vardı... Millet bu noktada ordusuna güveniyordu... Geçici bir dönemdi, fakat gelecekten endişesi yoktu...  

Ancak 12 Haziran 2011 de yapılacak seçimin akabinde demokrasiden uzaklaşacağı tehlikesi ve endişesi var...

Siyasi iktidarın hal ve hareketlerine, tavırlarına, konuşmalarına hiç ama hiç güven duyulmuyor... Vatandaş bu siyasi kadroya güvenmiyor...

Bu neden demokrasinin geleceğinden endişe ediliyor...

 

**

12 Haziran 2011 seçimleri demokrasi sınavı oldu...

 

Dikkatinizi çekmiştir; siyasi iradenin başındaki zat ve diğer mensupları demokrasiye nitelikler, sıfatlar takmaya başladılar... 

Sloganımsı söylemlerle kandırmaca ve aldatmaca kokan “ileri demokrasi” ifadesi yeni bir uydurmadır.

Bunu söyleyenler demokrasiye sıfat kazandırmaktalar...

Bu şu anlama geliyor, gerçek demokrasiyle problemi olanlar, yeni “uydurma” sıfatlar icat edip demokrasinin “kuyruğuna” takarlar...

Şimdilerde yapılan da budur...

Bunun farkında olmak gerek...

Akil olan her insan düşünmeli ve şu soruları sormalıdır;

Batı demokrasilerin hangisinde “özel yetkili mahkemeler” vardır?

İleri demokrasilerin hangisinde “özel yetkili savcılar” vardır?

AB-D ülkelerin hangisinde “sıkıyönetim yargılama sistemi” vardır?

Uygar ülkelerin hangisinde “kişiye özel” kanunlar çıkarılır?

Tüm bunlar varken siz kalkıp ülkeye “ileri demokrasi” getirilecek diye “nutuk” atacaksınız...

Vatandaşı “aptal” konumuna koyacaksınız!!!

 

**

Yapılan işi, uygulanan planı iyi anlamak gerek...

Yargı sistemi siyasi erkin emrine girecek şekilde yeniden düzenlenmiştir...

Yargıyı siyasallaştırırsanız demokrasi olur mu?

Var olan da kalır mı?

Kalmaz...

Basını susturursanız, sindirirseniz, demokrasi olur mu?

Var olan da kalır mı?

Kalmaz...

Sakince düşünelim ve hatırlayalım; 12 Eylül 2010 da yapılan anayasa referandumu ne için yapıldı?

Sözde “ileri demokrasi” getirmek için...

12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Anayasa referandumunda, “gerçek demokrasi” için gerekli olan siyasi partiler yasası hakkında bir madde yoktu...

Seçimde uygulanan %10 oy barajını kaldıran yasa maddesi de yoktu...

YÖK yasasını düzenleyen madde de yoktu...

Peki, ne vardı?

Aslında, yargı üzerinden siyasal diktayı oluşturmak için ön hazırlık vardı...

Anayasa mahkemesi ve HSYK yapılarını değiştiren hükümler vardı...

Referandum da bunun için yapılmıştır...

Bu hükümler demokrasi için öncelikli gerekçeler miydi?

Tabii ki hayır...

Onun için bilinçli vatandaş referanduma “hayır” dedi...

Çünkü biliniyordu ki; o referandumla siyasal iktidar yargı üzerinden siyasi baskı yapma imkânına kavuşacaktı...

Ve bu amaca da ulaşıldı...

Şimdilerde bunların hiç biri yeterli değilmiş ki “yeni anayasadan” bahsedilmektedir...

Kaf dağın ardındaki “sağır sultan” bile biliyor ki yargıyı siyasetin emrine almak için bu referandum yapıldı...

Ve amaca ulaşıldı...

Pek iyi, “yetmez ama evet” diyen eksantrik sözde “aydınlar” neredeler şimdi?!

 

(Devam edecek)

14

©2008, Tüm Hakları Prof. Dr. Ramazan DEMİR'e Aittir73612